felsefeye krema bilime baharat katarim

une reveuse qui peches dans le monde, c'est tout
Recent Tweets @sidbuka
Sevisiyoruz hakim bey

Amerika yıktı geçti beni. 4 ayda öğrendiklerimi 40 yılda göremeyenler var. 

Ama.

Okulun ilk günü görüp “hık” ettiğim çocuk. İçim gitmişti ama başkasıyla çıktığını öğrenince anında kapamıştım durdurmuştum herşeyi. Meğerse bastırmışım. Kız arkadaşından ayrıldı. . Ben de dünyadan ayrıldım.

5 mayıs 2012 gecesi. 6 mayıs 2012ye bağlanıyoruz. Doğum günüme.

Mekan dna lounge. 

O yanımda, arkadaşlarım yanımda.

Doğum günüm dedikçe içki geliyor içki gidiyor e tabi bendeniz kafayı buluyor. 

O geceye ait kopuk kopuk anılar var kafamda ama asla ziyan sarhoş diilim en tatlı sarhoşluktayım. Biz öpüşüyoruz yaşıcamızı yaşıyoruz.

Sabah onun yatağından kalktığımda kendimi bok gibi hissediyorum çünkü önceki gece rüya gibi hani çok sarhoşluktan kalkınca hiçbişiyi tam hatırlayamazsın her şey rüya gibi gelir ya? aynen o hesap.

Ertesi gün gene benim evimde ağırlıyorum herkesi, doğum günüm vesilesiyle. Bakamıyorum suratına sanki hiçbişi olmamış gibi davranıyorum. Bakıyorum arada tabi ama sadece göz göze gelme ümidiyle. Çünkü hayvanlar gibi beğeniyorum onu, köppek gibi. Amerikaya adım attığımdan beri totomu dönüp hade len dediim 812982372893729837298 erkeğe, hiçbir tepki vermeyn kalbime karşın bu sefer o kelebek sürüsü doluşmuş mideme. Ama yok bakmıo. Ben bokum bok. sonra bi an “konuşalım” diyo balkona çıkıyoruz ki bir arkadaş orda. Mesajı veremediimizden muhabbet ediyoruz. Ev arkadaşları gitse de o gitmiyor. Ama sonra konuşamadığımız için fazla da kalamıyor. Ertesi gün gene bende toplanıcaz nasılsa gidiyor. 

Ben pır pırpır kalbimle uyumaya çalışıyorum.

Pazartesi 7 mayıs 2012.

Okuldaki en yakın arkadaşımın son gecesi. Onun evi uygun olmadığından evimi açıyorum ona. İstediği bikaç arkadaşını çağırıyor, muhabbet bira keyif. Ortam bayık ama arkadaşım ben ve hoşlandıım çocuk çok süper 3lü olduumuzdan biliyorum ki herkes gittiinde çok eğlenicez biz. Herkes gidiyor ve benim dediim çıkıyor.

3 kişi kaç şişe şarap kaldıysa hepsini içiyoruz. Ben gene nanay.

Yakın arkadaşım gidiyor ama benimki kalıyor. Çünkü kapıda ayrılcağı zaman gelsene diyor dışarı, beni öpüyor ve ben sarhoş kafamla tabi ki “GİTME!” diyorum. Çünkü midem yanıyor kalbim ağzımda atıyor çünkü sarhoşum.

Yakın arkadaşıma zilyon ısrar ediyorum ı ıh gidiyor. Ve biz o gece gene beraber oluyoruz, konuşuyoruz aynı zamanda ama ben gene kesik kesik hatırlıyorum. Sabah uyandıımda onla uyanmak nasıl güzel geliyor! ama ağzına sıçiim sabah gene ne konuştuumuzu tam hatırlamıyorum. Salı olmuş günlerden. Anahtarlarını evde unuttuğundan geceden kalma kıyafetleriyle işe gidiyor şaşkın. Bilgisayarı da evde. “Ofise de artık kız arkadaşımda kaldım kusura bakmayın derim” diyo. “Kız arkadaşım diyebilir miyim?” Ben de “bana ne ne dersen de diyorum”. Böyle öküz gibi konuşuyorum çünkğ hayvan gibi hoşlanıyorum kırılmaktan korkuyorum ölüyorum bitiyorum siklemiyorum havalarında takılıyorum.

Mesaj atamıyorum deliriyorum. Telefonun başında nöbet tutuyorum. Telefon susmuyor. Bildiğin kerhane telefonu benimki maşallah arayanım mesaj atanım çok ama ondan hiçbişi gelmiy… BİRİBİP! O! 

Çıkışta bana geliyor gene. O kadar uykusuz, uykusuzuz ki. Koltukta sarılarak uzanıyoruz televizyona bakarken o uyuya kalıyo. Nasıl güzel uyuyo. Arada bakıyorum ona. Mesela şu satırları yazarken bile kalbim hopluyo. Sonra o gidiyo. ben de arkadaşıma yemeğe gidiyorum.

Evi bana çok yakın. 5 dakika yürüyerek. 

Çarşamba oluyor. Nası konuştuk hatırlamıyorum ama akşamında ben ona gidiyorum. Çok güzel yemek yapıyor. O yüzden bana yemek yapıyor. Ama bizim tayfadan 2 kişiyle yaşıyor. Biz kimselere bişi dememişken kimseler bişiler görmeye öğrenmeye başlıyor artık: Biz çıkıyoruz!!!! lalalalalala yemek yeniyor sonra odasında film izliyoruz. “gitme kal” diyor. beraber uyuyoruz sarmaş dolaş hiç ayrılmıyoruz tüm gece. Ayrılmadıımızı biliyorum çünkü odası buz gibi onun bedeninden ayrıldıım anda götüm donuyor dolayısıyla tam rahat bir uyku çekemedim dün gece hep kesik kesikti. 

Sonra bu sabah oluyor. Ben evime o işine. Ama birlikte kahvaltı ediyoruz falan. FALAN!

Ha bu arada bomba: benim ingiliz vardı ya manyak. Birkaç kere bana mail atmıştı hani bana aşık her haftasonu istanbula gelen sonra amerikaya gelince ilişkimin biticeni sölesem de laftan anlamayan. O çocuk bana 2 gün önce mail atıyor ben şok: kahve içelim mi? ANANSKI oluyorum tabi. Bu benim hoşlandıım dahil herkes hikayeyi biliyor çünkü aylaaar sonra ilk defa doğum günüm pazar günü anlatmışım kızlara. Pazartesi maili görünce oha lan herifin ruhunu çağırdık resmen diyorum. 

Bugün benim ingilizle union squarede buluşuyorum. şaka gibi. Hakkaten şaka gibi. Kilo almış. Hiiiiiiçç zerre çekmiyo beni. Adamımı çok iyi tanıdıımdan hazır gidiyorum buluşmaya. Biliyorum ukalalık yapıp laf sokacak. Hiç bizle ilgili konu açmıcak, daha sonra görüşürüz diip ayrılcak ki AYNEN dediim gibi oluyo. Biz cheesecake factoryde otururken burdan sonra bi bira içelim mi diyo yok diyorum canım ben kaçıcam. O anda benimkini arıyorum nerdesin diye. Ofiste. Ofisi de metroyla 2 durak çok yakın, bekle geliyorum diyorum. Benim ingilizle aşağıda ayrılırken aynen tahmin ettiim gibi oluyo: “sonra konuşuruz” ha diyorum rüyanda görürsün mal. 

Sonra onla buluşuyorum. Ama kültür farkı mı ne boktur mesela ben sarılıp öpüyorum çıkınca öyle yapmaz mısın? o o kadar heyecanla sarılmıyo. Normal arkadaş gibi. O da ayrı mal. Sonra ofisini geziyorum. Gelecek dönem staj başvuru yapıcamdan oraya başvurablicemi düşünyorum falan fistan. Sonra Berkeleye geliyoruz. 

Bende yemek yiyelim mi? diyo. Birlikte alışveriş yapıyoruz, onlara gidiyoruz. Ev arkadaşarından biri de orda. İnanılmaz şeker çocuklar zaten bizim tayfadan dedimdi. Sohbet ediyoruz o yemek yapıyo yiyoruz. Sonra esas mükemmellik.

Ev arkadaşı çok güzel gitar çalıyo. Ben müzik aşığı bir insan. Piyanı çalıyorum zaten anam ananem piyano uzmanı müzük örtmenleri. Yemek sonrası başlıyoruz çalıp söylemeye. Onun ailesinde herkes müzikle ilgiliymiş, hepsi bir enstrüman çalar sık sık da bir araya gelip beraber eğlenirermiş. Ev arkadaşı çalarken bu sefer gitarı o alıyo hem söylüyo hem çalıyo. Saatlerce keyif yapıyoruz. Benim hala gülümsemekten yanak kaslarım ağrıyo.

Mutluluk. 

Gitarı alıyorum elime biraz tıngırdatınca bi dakka ya sen biliosun diyolar. Hayır diyorum. Ama snra bana “sana öğretirim istersen” diyo, ben kıpır kıpır gene mutluluktan. Birlikte gene southpark izliyoruz biraz mıncır öpcük.

Sonra eve geliyorum. Onda kalmak istemiyorum. 

*  *  *

Sutopu da oynuyor, southpark, family guy izliyor, oyun çok seviyor, çocuk karakterli, gitar çalıyor, bıcır bıcır. Benim erkek versiyonum gibin. Ama ben daha hiperaktifim.

İlk gördüümde de aklımdan aynısı geçti, hala da aynı.

Ben bu çocuğa çok fena aşık olurum.

Oluyorum.

Yıllar sonra ilk defa. 

Çok zor bir 4 ay geçti gitti ömrümden. Amerikaya ilk geliş, anneden gizli para biriktiricem diye saçma sapan bir evde yaşama çabaları, 4 tane birbirinden pis adamla yaşlı bir amerikalının evinde odaları paylaşmak. Bir sürü kural: saat 10dan sonra ön kapıyı kullanamazsın, gece kimse kalamaz, müzik açılamaz, mutfakta et pişirilmez, gülünmez eğlenmez, alkol sigara içilmez ama tüm bunların karşılığında 300 dolar daha ucuza kalınır. Hayat yaşama sadece yaşa, hani nefes al sıcakta uyu misali, daha önce yazdım.

Kaçtım o evden bildiğin. 

İlk okul dönemi sonunda Miamideki teyzemle eniştemi ziyarete gittim. Cennet gibi bir evleri var anlatamam. Dönemden italyan bir arkadaşımı da yanımda götürdüm. Evleri Palm beache yakın, daha çok yaşlıların kaldığı bir site ama manzara cennet. Bildiğin hayat uzatır: ahanda;

Geçmişte kalma geleceğe bak diyenlere sesleniyorum, vicdandan ayrılıp umuda sarılınca daha çok ölmüyo mu insan içten içe?

Yıldızlar.
Her biri aklındaki başka bir şeyi anımsatıyor gibi. Nasıl sadece markete meyve almaya gittiğin yolda beynine giren bitmemiş ödev, ertesi günkü sınav, o yakışıklı çocuğun parfümü, sınıfındaki şerefsizlerin sana hatırlatmadığı quiz birer birer geçer aklından aynı onun gibi birine bakarken diğeri parlar diğerine bakarken başkası parlar. Aklın bir evren içinde de binlerce yıldız. Hepsi parlıyor bazen eş zamanlı bazen hiç. Işımayı bekliyor bazıları da.
En çok aşıkken bakıyoruz sanırım gök yüzüne. Hayal kurmayı en çok o zaman seviyoruz, en çok o zaman yalnız kalmak istiyoruz. Aslında istenen yalnızlık değil de o “biri”yle baş başa kalmak. Eline değdiği andaki hissi anımsayıp kendine gülümseyecek an yaratmak yarın 7de çalacak günün alarmına inat.
En çok yağmur yağarken mi “bir sevgilim” olsun diye geçiriosun içinden? Ya da telefonun hiç çalmadığı bir gün “kimi arasam ki?” yalnızlığında mı geliyor o ihtiyaç hissi. İhtiyaç işte. “Aşık olasım var” deyince gelmiyor o aşk hiç. İhtiyacım olduğunda değil de zamanı geldiğinde aşık olmam gerektiğini öğreneli çok zaman oldu. Zamanı gelmeyince hiçbir şey doğru olmuyor. Gelen şey doğru da olsa zaman doğru değilse 3 yanlışı o doğru adamı götürüyor ne yazık ki. Sonra yazık oluyor doğrulara. Ama hayat bu, haksızlık kuralları ezip geçemio aynen sınavlardaki gibi. Sitem edersin ama “sonraki maçlara bakıcaz artık” diye derin bir “inşallah” nefesi çekersin ciğerlerine.
Sıla hasreti garip bişi. Homesick ne demek anladım, yaşıyorum şu aralar. Sürekli kusasım var midem yanıyor annemi o kadar çok özlüyorum ki. Ama biliyorum eve girsek 2. saat başlarız birbirimizi yemeye. Çünkü onu o kadar çok seviyorum ki en  çok onun yanındayken kendim oluyorum, amerikan diliyle I am a bitch. Annemin yanında en şirret ben olabiliyorum çünkü biliyorum ki o hiç gitmez. Sanırım bu yüzden ilişkiler genelde bitiyor. Yok ilişkilerim diim adil olalım. Yakınlaştıkça iyice şirretleşiyorum ben çünkü. Hiç gitmicek sanıyorum şımarıyorum sabrı taşırıyorum canımı sıkanın anında da ağzına sıçıp basıp gidiyorum. Yes I am bitch. Burda bi garip ama. En gıcık olduum insanın bile fotosunu gördüğümde sadece güzel anlar aklıma geliyor ne kadar öfkeli olsam da. Özlem ve ayrılık insanın kalbinden başlayıp tüm bedenine yayılan bir şefkat veriyor insana, aynen bi virüs gibi. Hani biriyle çıkarken ilişki sıkıntıda olunca ayrılmadan önce sadece yaptığı pislikler, hoşuna gitmeyen şeyler gelir aklına ama bir ayrılırsın “ama şu zamanlar ne güzeldi, bana şöyle şöyle yapmıştı bilmem ne ayında” diye sadece güzel anılar geçer aklından. Bu aslında senin ruh hastası ya da gerizekalı olduğunu göstermez. Herkes bayılır ya yorum yapmaya bu zamanlarda yok efendim bahane yaratıosun kendine de yok efendim işin gücün yok da bilmemne. Aslında bu sadece bağlılık. Bağlanmışsın işte sen. O biri, o bir şey iyi veya kötü olsun bağlamış seni kendine. Ayrılmanın doğru olduğunu bilsen de bahanelerinle kendini inandırmaya çalışmışsın önce “hep böyle böyle yapıp deli ediyor beni” diye sonrasında da bırakıp gidememişsin işte, güzel şeyler döndürmüş aklını bir şekilde.
Bağlanmışsın. Bağlılık sevgi midir her zaman? Her zaman diil bence. İhtiyaç da bir bağlılıktır, hastalık gibi. Aşkın zaten akıl işi olduğunu kimsenin söyliceni sanmıyorum.
Bağlanmışım ben de. 26 sene az mı be? Bugün içimden geçen neydi bilio musun? Yok be ne lahmacunu böreği. Sadece odamdaki pofuduk altı delik tavşan terliklerimi istedim bugün Amerikadaki odama girdiğimde. Onları giydiğimdeki o tanıdık hissi istedim ve “keşke” dedim “keşke o tavşan terlikleri getirseydim yanımda”.
Tavşan terlik ne abi? İnsan 3 parça daha kıyafet getirseydim keşke der yok ama ben tavşan terliklerimi istedim.
Millet şimdi dönem arasında evine ailesini görmeye gidiyor nasıl kıskanıyorum öyle böyle değil. İnsanlar beni özlemese de ben çok özlüyorum herkesi herşeyi iğrenç delik deşik yollu İstanbul’umu, taburesine çöktüğüm Beşiktaş sahilinde içtiğim çayı. Hayatımda ince belli bardaktan çay içe alışkanlığım olmadı burda istiyorum ama. “Ayrıldım ya hoşuma gitmese de onu bana hatırlatan her anıyı özlüyorum sanki çok severmişim gibi” Böyle anlarda başka bir aşka yelken açınca mutlu olursun ya, ben neye aşık olucam? San Franciscoya mı? Güzel de aşk zor iş be canım. Ha diince karabiber yutup hapşırır gibi aşık olamıosun.
İğrenç sınıf arkadaşlarım var ya da acaba ben mi iğrencim diye düşünüyor insan.
Aslında bir tek bunu değil, insan yabancı bir memlekette bir başına hayata başlayınca çok düşünüyor.
Sadece düşünüyor.
Mesela sabahın köründe uyanmaya çalışırken kapını ittirerek açan kedini düşünüosun.
Kapıdan çıkarken geç kaldığını değil de annene “öff anne yicek vaktim yok şimdi geç kaldım” diye sitemin geliyo aklına. Zorla içtiğin portakal suyu.
Okulda şerefsiz bir sürü insanla karşılaşınca bu sefer kendini düşünüosun. Önce egon çıkıyor meydana, hayde bre pehlivan dolanıyor etrafta kaslarını göstere göstere “en iyi benim meydanda, bana böyle şerefsizler sorun onlarda Allah Allah Yallah” sonra duruosun acaba ben mi tuhafım diye.
Ama dünyanın her yerinden gelmiş bir sürü ayrı ülkeden insanın doluştuğu bir sınıfta kim normal olabilir ki? Benim kendi memleketimin bir başka bölgesinden gelen adama bile ben ters gelebilirken gelmiş ülkeler hakkında düşünüyorum. Saf. Cahil çok. Ama cahilden de kötüsü, kötü izlenim. Benden önceki Türkler nasıl tanıtmış abi Türkiyeyi oha diye şaşırırken geçen bir Adanalı çocukla tanıştım görsen of ne kozmopolit adam dersin. Çocuk bana “burdaki çılgın yaşam çıplak kızlar, rahatlık sana yabancı olmasa gerek sen İstanbullusun” dedi bana. Tutamadım kendimi “oha” dedim. “sen istanbulluları full kaşar sanıosun sanırım ama benim etrafımda bir tane basit insan yoktur. Göç edenleri bilemicem de İstanbullu dediin hanım efendidir bilmeden konuşma” diye cevap verdim. Daha o gece tanıştığın insanlar böyle konuşur musun lan hayvan herif? Düşünüyor işte insan. Burada Türk bulunca, Türkle tanışınca nasıl mutlu oluyorum hemen sıcacık oluyorum canlanıyorum ama gel gör ki işte o heyecan sen kız olunca bildiğin mart ayı etkisi yaratıyor bu Türk kaplanlarında. Saldır, saldır saldırmayan ibnedir modunda tezahüratlarla gireceklar sahaya o biçim. Buradakiler çok hayvan ama ya. Ne biliim. Türkü de yabancısı da şerefsiz. Gıcık. İkiyüzlü. Anlamıyorum ben.
Aman ne biliim ya.
Annemi özledim ben, en iyi dostum işte.
Kedimi de özledim.
Kardeşimi baskete götürmeyi de özledim.
Kendimi bildim bileli anı yaşıyorum, böyle yetiştirdim kendimi. Anı yaşamak kanımda var. Anda kalıyorum işte. Ama an’dan hayata kazınan bi ailem var: kardeşim, annem canım benim.
Hastayım ben. Evimin hastası oldum.
Bi Ezine olsa iyileşirdim herhalde ya. Ya da annem olsa.
Annem olsun, annemi özledim. Hiç sevmem mıçmıç öpmeyi de burası garip diyorum ya.

Ispanak bile olsa yerdim şimdi, mutfaktaki yemek masasında otururken annem uzatsaydı o tabağı.

Hayat çok garip…

Beni üzen şeyler var. Kalbim çok ağır. Ağırlıkları bulsam atıcam da bulamıyorum ya da bilsem de koparamıyorum.

Herkesin telefonlaştığı can dostu arkadaşları var.

Benim 4 ay sonra ülkesine dönecek, edindiğim yeni yakın arkadaşlarım var.

Yakında inşallah biran önce olsun da olacağım aybaşım var.

Onun huysuzluğu yetmezmiş gibi, 1 haftayı aşkındır içmediğim sigaranın bedenimde yarattığı müthiş huysuzluk, tırmalama, gıcıklık ha bir de ciğerlerimden boğazıma bıraktığı hırlama oradan da dışarı fırlayan öksürük var.

Başıma gelen bir sürü olay var.

Yeni bir evim ha bir de ev sahibim var. Aslında ev sahibinden çok kaçıp kurtulduğum huysuz babanın para manyaklığıyla karesinin alınıp bana geri dönüşü var. Ev güzel kendisi manyak. Ben ucuza kalıcam diye craiglist.ten kavga bela evi bulup 24 saat geçmeden sabahında adamla görüşüp sokakta kalıcamı anlatıp bir yandan pazarlık ederek adamı ikna edişim var.

Bu evde 2 tane hint kat arkadaşım var. Ha bir de bu hintlilerin nasıl olup da “insan” kategorisine alındığına hayret edişim var. 

Ev sahibinin manyaklığı gibi ev ortamı da tabi ki garip Allah kimseyi aç bırakmasın bu arada. Aynı gün içerisinden taşındığımda tabi ki bir gıdım yiyecek birşey olmadığından evde açlıktan suyla uyuyuşum ve hatta itiraf ediyorum adamın bademlerinden çalmışlığım var. Evet açlık insana hırsızlık yaptırabiliyor. Benim hırsızlığım sadece 5-6 aynı gecede akabinde 15-20 badem olmuş olsa da hırsızlıktı neticede. Açtım ve yemeklerle dolu mutfakta benim sadece musluktan akan suya sahip oluşum çıldırttı gözüm döndü bildiğin.

Bu evin bir de kuralları var: mutfakta et pişmeyecek, eve overnight guest girmeyecek, saat 10dan sonra ön kapı kullanılmayacak, alkol asla alınmayacak, sigara içilmeyecek. Evet burası dışarıdan çok güzel gözüken bir ölüm makinesi aslında. Hansel ile Gretel’in masalından farkı yok sadece burada beni yiyen gene kendimim. Kendi kendimi yiyerek tüketiniyorum her gün. 

Tanıştığım görüştüğüm insnalardan da uzak oturunca haliyle sosyalliğim hafta içinde proje ekibiyle sınırlı kalıyor. 

Ha bir de mühendis olduğum için karşılaştığım yüksek beklentiler var: sen mühendissin bunları biliyor olman lazım. Onu bilemicem de bence benim mühendis olmamam lazımmış diyorum hep içimden. Kafam çalışıyor da baskı altındayken daralıyorum. 

Ha bir de bana yazan 83487364782364 tane erkekle çakışan kültürüm var. İlişkiye olan inancım, günü birlik yaşama alışmayışım. daha geleli 2 ay olmadı bile tam olarak bi destur. O yüzden acele etmiyorum. Ama temel ihtiyaçlarımdan beslenme olayını bile gideremezken bir de sevgi dokunma oynaşma durumlarından mahrum kalmam var. 

Geleceğim için korkularım var çünkü amına koyduğum ülkesinin bu şehri hayvani pahalı.

Haa, sürekli önünden geçip de millet görmesin diye okul bitip üzerinden 3 saat geçince girdiğim bir dükkan var. Bu dükkanın kapısında eşşek kadar donation yazıyor kıyafetler var ve ben meraklıyım. İçeri dalıyorum, herşey hayvani ucuz. Zenci çalışana bunlardan satın alabilip alamıcamı soruyorum. Tabi ki alabilirsin diyor. milletin kıyafetlerini bağışladığı yerden 2. el kazaklarımı alıp çıkıyorum.

Kazak alıyorum çünkü odamda götüm donuyor. Çünkü ev sahibi asla kaloriferi yakmıyor. Bana elektrikli ısıtıcıyı verdi, çalıştırdığım sürece saat başına ekstra para ödicekmişim. Napiim ben de 2 battaniye ve yaklaşık 2 kazak ve bir şalla uyuyorum.

Geçen gece müthiş fırtına çıktı arkadaşımdan eve geldiğimde odam bildiğin dışarıdan daha da soğuktu. Oha dedim artık sikerler böyle işi zatürre olucam zaten hastalandım hastalığım geçmedi antibiyotiğim de yok düzelemiyorum. Odada herşeye bakıyorum bir baktım bir pencerenin üst camının ahşabı yamulmuş. Geçen gece uyurken uykumdan uyandım suratım buz kesmiş diye. Düşün. Cam aralıkmış meğersem suraatıma suratıma. uzun zamandır bildiğin sokakta uyuyan evsizlerden farksızmışım ya. Şimdi gene soğuk odam ama idare ediyorum. 

ha bir de az önce ağladığım 2 damla göz yaşı var. lisede iyi bok yedim arkadaş çevremi sıfırladım bir hata ile. Hem kendi kararımdı hem de gozümü açan bir durumdu da ne biliim. arkadaşlık konusunda sanırım başarı asla elde edemicem. süper sır saklıyorum, dostum dediğim adamın bir telefonuyla tüm işimi gücümü bırakıp kavgaya bile gidebiliyorum ama bir şekilde ben her türlü satılıyorum kardeş. bir yerlerde hep patlıyor birşeyler. yaş ilerledikçe arkadaş edinmek daha mı kolay daha mı zor bilemiyorum hala. mesela annemin çok arkadaşı var ama şuanki en yakın arkadaşını ben lisedeyken başka bir lisede birlikte çalıştığı öğretmen arkadaşı. süper bir insan ve süper anlaşıyorlar allah ayırmasın. 

ulan geldim amerikaya. tamam durumlar fena diil de ne biliim tamam anlıyorum herkes yoğun iş hayatı falan ama haksızlık değil mi ya herkes skypeta sürekli telefonda arkadaşları arıyor gülüyor merak ediliyor. benim arkadaşım dediklerim nerde acaba. ben sürekli onlara bahane üretiyorum. 2-3 tanesinin geçerli sebepleri vardır kesin. olmalı, onlara asla kotü bişi söylemem çünkü. ne biliim. en yakınım dediim kız hep köstek ya da köstebek. kös kös lükten ileri gidemiyoruz. yazık yazık. arasanız ya beni? aramayın hadi bir mesaj atın saçma sapan. bana karşı hala duyguları olduğunu bildiğim arkadaşımla konuşmak keyifli ama sadece onla konuşmak her daim keyifli diil gerçekten sevdiim arkadaşlarım nerdesiniz sorusunu sorarken. nerde hata yapıyorum acaba. bilmiyorum. pis kötü niyetli olsam anlıcam da diilim ya. yemin ederim diilim ama hata nerde? askerdeyken 738127836472834 saat konuştuğum adam bana iyi yolculuklar bile dmedi. görmedi, aramadı beni. 

en yakın arkadaşım dediğim kız bana birşeyler organize etmeyi geçtim organize edemediğini müthiş yavşak bir ağızla anlattı. giderkenki halimi hatırlıyorum, sadece gitmek istedim. şimdi de sadece kalmak istiyorum. bıkmıştım annemin psikolojik baskılarından “babanla konuşman lazım, kardeşine ilerde sen bakacaksın, hayatını oturtman para kazanman lazım” lazım lazım lazım. kime lazım? bana mı? valla bana bıraksan ben sadece çizim yapsam müzik yapsam falan gezsem dünyayı. “gezme para harcama paranı tut bir kuruş param yok sana verecek” sikerler dedim kaçtım. amerikadayım hala bana “gitme oralara paranı tut” dedi. biliyorum 2. dönem köpekler gibi kıvranıcam belki bulaşık yıkicam belki wc temizlicem ama gittim abi los angelese, beverly hillse, santa barbaraya. bu haftasonu lake tahoe ya gidicem. kim tutabilir beni ben wc temizlemeye bile razıyken? sanmıyorum kimsenin bişi yapabiliceni.

o kadar acınası durumda diilim tabi ama en kötü alternatifim wc temizemek ve olabilir de. Ya da kebapçıda iş arıcam falan ama bunlar kaçak iş olduundan kendimi de riske atıyorum falan falan. Ama ilk ve ilk olarak buradaki gym salonunda bely dancing class lara girmeye çalışcam. Türk olarak göbeğimizi konuşturalım.

şuan erkek arkadaşım olsa keşke ya. tek istediğim onla özgürce yatakta uzanıp huzur bulmak olabilir. of o da yok hala. burada herkes birbiriyle yatıyor. ohoo herkesin kafa rahat. ben öyle rahat olamıyorum ya. aman ne biliim ben istiyorum ben birine ait oliim o biri bana ait olsun, 1 hafta 1 ay fark etmez. öyle bugün beni öpüp yarın başkasını öpmese keşke.

ha bir de buradaki herkes “çok biliyor”. ben sadece hissettiğimi söylüyorum bir beklentim yok hayattan amerikadan ne biliim sevgilim olsa keşke dediimde ah hemen bir sevgili yapmalı diil o, sadece duygu tasviri ya. hemen başlıo özellikle türkler “ah burda o iş olmaz bebişim bilmemne” ulan hıyar ulan pessimist bi sus. bi sus da ben koyiim deneyimlerimi kendi çuvalıma sana noluo. ne biliim delilik delilik üzerine. 

inşallah kuramadığım hayatı bırada kurucam. gelmemin amacı da buydu zaten: sıfırdan başlamak.

ama ayıp diil mi ya. o kadar askerden konuştuk, ben mektuplar bile yolladım neşen yerine gelsin diye, insan bi iyi yolculuklar diler. Ha bir de bu tarz insanlar sen bu cümleyi onların suratına kurmaya kalksan hemen savunmaya geçer yapıştırırlar cevabı: ben esas sana kırgınım bir ben gidiyorum kendine iyi bak demedin, diye. yüzsüzlüktür bu arkadaşım. Bunu lütfen kimse kimseye yapmasın. gidecek olan insan araNIR, o aramaz. Çünkü kafası doludur, karman çormandır. öyledir böyledir neyse. ben arkadaşlık konusunda süper başarısız bir arkadaş canlısıyım. Hatamı bulan lütfen bana haber versin ben bıktım bu durumdan.

ciao